CAZ MÜZİĞİ (1952)

Caz müziği nedir? Nereden doğmuştur? Hangi orkestranın caz müziği çaldığını ve hangisinin sahte caz müziği yaptığını öğrenmek isterseniz aşağıdaki yazıyı okuyunuz!

Caz müziğinin tarifi yoktur. Böyle bir tarif yapmaya kalkışanlar, sinkoplardan, takttan, orkestra tanziminden ve müzik aletlerine hâkimiyetten bahsederler. Fakat caz müziği bunlarla izah olunamaz. Beethoven’in dokuzuncu senfonisinde de sinkop vardı, lakin bu senfoni, caz müziği değildi. Sinkop, takt durmasıdır. Bunun caz için karakteristik olduğunu söylerler ama caz sadece bu değildir.

Meşhur caz üstadlarından Fats Waller, bütün bir gece, kendi caz müziğiyle dans ettikten sonra cazın ne olduğunu kendisine soran bir genç kıza şöyle demiş: “Evladım, bunca saat benim müziğimle dans ettikten sonra da hala caz müziğinin ne olduğunu öğrenmedinizse, bir daha öğreneceğiniz yoktur!..”

Caz, bundan takriben 50 yıl önce Amerika’nın New Orlean şehri zenci mahallesinde doğdu. Bu müziğin ilk meşhurları BudYY, Bolden, King Keppard ve King Oliver'di. Bu doğrudur ama yine de hakikatin ta kendisi değildir. Caz müziğinin bütün dünyada yapacağı zafer turnesi, gerçi oradan başlamıştı. Fakat bu yeni müzik, birdenbire oracıkta doğuvermiş değildi...

Zencilerin “Spirituel songs” denen ritmmli, fakat uzayan melodili, ekseriya inanılmayacak derecede santimantal kilise şarkılarında, çok eskilerden beri caz elemanları mevcuttu.

Mezarlığa giden cenaze alaylarındaki zenci orkestraları hemen daima trompetleriyle bir nevi Blues çalarlardı. Bu Blues şarkıları, yavaş, içlerinde caz hususiyetleri bulunan bir takım melankolik bestelerdi... Sonra mezarlık dönüşünde, bu mahzun Blues'ler birdenbire yine hızlanır, insanı yerinden oynatacak bir hava haline girer ve kederli cenaze alayı mensuplarım âdeta hayata geri döndürürdü.

Meşhur bir trompetçi olan Joe Manove: “Cenaze alaylarının böyle kederli gidip keyifli dönüşünün,  ölülere karşı saygısızlıkla asla alâkası yoktu!” diye anlatır. “New Orleanslılardan herkes böyle gömülmek istiyordu, başka türlü değil. Caz müziği bizim kanımızdaydı... Ve ben, cenaze alaylarının mezarlıktan dönüşlerinde ömrümde duyabildiğim en mükemmel caz müziğini dinlemişimdir!.."

Ve derken caz birdenbire etrafa yayılmaya başladı. Dans salonlarında ve sokaklarda da sıcak melodiler çalınmaya başlamıştı. New Orleans'lılar birdenbire delirmiş gibiydiler. Bu caz müzisyenleri arasında birincilik ve krallık, sık sık yer değiştirirdi. Çünkü Birleşik Amerika’nın cenup eyaletlerinde müzikal olmak bir marifet değildir. Herkes müzikaldir ve bir âlet çalmak ise, yine hemen herkesin yaptığı bir şeydir... Zaten hakiki caz müziği yapabilmek için bir müzik âletini uykuda bile çalabilecek kadar usta olmak şarttır.

Böylelerinden bir tanesi, bugün hâlâ rakipsiz bulunan meşhur trompetçi Louis Armstrong'tur. Armstrong daha sekiz yaşındayken bir caz şarkıcı trupu kurmuş, mahalle mahalle dolaşıp şarkı söyleyerek hayatını kazanmaya başlamıştı.

Çocuk Louis'deki caz kabiliyetini bir bar garsonu keşfetti. Louis'ye bir trompet satın aldı ve trompetin nasıl çalınacağını da öğretti. O zamanlar trompette üstat olan King Oliver'e talebe olduğu vakit Armstrong on altı yaşındaydı. On yedi yaşındayken de artık kendisi bir caz trupu kurmuş ve Mississippi nehrinde işleyen Showboat adlı eğlenceli gazino gemilerinde çalışmaya başlamıştı. Armstrong bu gemilerde tam iki yıl çalıştı. 1922 de Chicago'ya gitti ve kısa bir zaman sonra da artık Armstrong'un trompetini bütün Amerika biliyordu.

İlk caz orkestraları birkaç trompet, bir veya iki gitara bir klarnetten ibaretti. Bunlardan başka aletler, cazbantlarda pek görülmez, hatta aranmazdı da... Saksafonla piyanonun bu orkestralara girmesi, çok daha sonra vuku bulmuştur. Bugün, cazbantlara girmemiş alet yoktur, dense yeridir.

İşte caz, böylece doğuverdi ve bir kere ortaya çıktıktan sonra bir daha artık yok edilmesine de imkan kalmadı.

Fakat ilk caz müzisyenlerinin notadan filân haberleri olmadığını da hemen belirtmeliyiz. Bunlar, irticalen çalarlar ve sevilmiş melodiler üzerinde oynayıp dururlardı. Bugünün caz müzisyenleri nota bilirler. Lakin yine de Jam adını verdikleri ilticalî çalmaya bayılırlar. Jam, marmelât demektir. Sanki karmakarışık manasına gelir. Bu şekil müzikte, band'dan birisi bir melodiye başlar, ötekiler de ona refakat ederler. Aklına güzel bir varyasyon gelen başka bir müzisyen, biraz sonra melodiyi alır ve o devam eder. Böylece orkestrada solist boyuna değişir. Sırasıyla bütün aletler, ayın melodi üzerinde solo yaparlar. Davul, bas, trompet, saksafon, klârnet... Hepsi hepsi aynı melodiyi kendilerince işlerler.

 1920 başlarında caz müziği, Chicago'da pek parlak bir devir yaşadı. Bugün cazda “Chicago stili” denen şey, o devirden kalmadır. Başka caz müziği stilleri de vardır: Swing, Boogie - Woogie ve yenilerde ortaya çıkan Bebop bunlardandır.

Bu “Hot müzik” sonradan Chicago’dan New York’a sıçradı. Orada, Manhattan’da hakiki bir caz ekolü vücut buldu. Avrupa’ya gelen cazbantlar da hep New York’tan geldiler.

1928 sıralarında asil camı sahteleri ve karışıkları da türemişti. Paul Whiteman bu karışık müziğin mucitlerindendir. Avrupa’da da aynı işi Jack Hilton yapmıştır.

1930 da caz müziği büyük bir kriz geçirdi. Meşhur orkestraların hemen hepsi Avrupa’ya göç ettiler ve caz müziğini bozup karışık bir halde, Avrupalının anlayacağı şekilde çatmaya koyuldular.

Nihayet 1934 te Benny Goodmann adlı bir delikanlı ortaya çıktı. Guy Lombardo’nun uydurma caz müziğini ortadan kaldırıp hakiki cazı yeniden moda etmeye muvaffak oldu.

Bugün caz müziği revaçtadır ve iyi ellerdedir. Fakat her dans orkestrasını hakiki caz müziği yapıyor zannetmemeli…



Diğerleri


B' DE BÖYLE BAK