CAZ

CAZ

Yazan: Selim Nüzhet GERÇEK

Vahşi Afrikalıların medeni dünyadan intikam almak için ortaya çıkardıkları caz bir musiki sayılabilir mi? Bu yazıda bu sualin cevabım bulacaksınız.

YARI ŞAKA

CAZ kelimesini duyunca suda söndürülen ateşin çıkardığı “cız” veya “caz” gibi sesler kulağımda uğuldar. “Caz” kelimesini duyunca hep acı şeyler hatırıma gelir: “Cızır cızır yandı” veya “cazır cazır yanarak kül oldu” gibi. Derhal yüreğim “cız” eder. Çünkü cazın sükûtu musiki yerine geçeceğine cazın kendisi bugün musiki sayılıyor.

Tevekkeli musikinin en veciz tarifini araştıran bir ankette “musiki gürültülerin en pahalısıdır” cevabı birinciliği almamış. Eminim bu anket cazın başlangıç senelerinde açılmış olacaktır. Cazı bu sözden veciz bir şekilde tarife imkân var mı?

Eskiden en güzel sesin “para şıkırtısı, su şırıltısı, kuş cıvıltısı” olduğu iddia edilirmiş. Bugün sorulacak olursa alınacak cevabın “caz zırıltısı” olacağından aşağı yukarı eminim.

Caz çalan âletlerin başında zil ile zurna gelir. Fakat zille zurnayı birleştirince kendinden geçmiş, sarhoşluğun son derecesine varmış olanları hatırlarız ki, pek doğrudur. Çünkü ayık olarak cazı bir musiki telâkki etmek pek güçtür. Caz sarhoşluğu bugünkü caz sermestliğini pek güzel izah eder. Buna rağmen “zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına” diyerek cazın ivicaçlarına kendilerini kaptıranlar henüz azalmamıştır. “Davulun sesi uzaktan hoş gelir” kavline rağmen caz sarhoşları ona yaklaşmaktan kaçınmamaktadırlar. Hele cazın, eski tabir mucibince, davul zurna ile bir adam aradığını farz ederek kendilerini aranan adam yerine koyan ve ortaya çıkanlar hâlâ mebzüldür. Diyojen’in kulakları çınlasın.

“Bir dokun bin ah dinle kâsei fağfurdan” diyen şairin de pek hakkı varmış. Cazbandın şefi bir “not”a dokundu mu bize bin ah düşüyor.

Evet, hem ah, hem eyvah demekten başka çaremiz kalmadı. Çünkü linç edilen Negrolar Amerikalılardan alamadıkları intikamı hiç yoktan musikiyi linç ederek alıyorlar. Ve Amerikalıları da bu emellerine âlet ederek dünyanın her tarafında musikiyi ifsada uğraşıyorlar. Yazık oldu! Süleyman efendiye değil, Türk musikisine.

***

YARI CİDDİ

Farabiyi yetiştirmiş bir millet olmak şerefini bu kadar hiçe saymak muvafık mı? “Mevzuatülulûm” da Farabi hakkında bir bezmi tarep meclisinde geçtiği kaydedilen şöyle bir fıkra var: “Badehu Farabi meyanından bir kese çıkarıp ve bir kaç ağaç pareler dahi getirip ve anları bir semt ile terkip edip bir gûna lûab eyledi ki, cümle huzar bi ihtiyar güldüler. Badehu ol semti değiştirip bir tarikle dahi terkip edip yine darp edecek cümlesi ağladılar. Badehu yine fekkedip terkibi aharle tahrik edecek cümlesine nevm galip olup hattâ bevvap dahi naim olacak şeyh kaim olup anları niyaben koyup çıkıp gitti.”

Bugün de halimiz ayni. Dede Efendinin konseri gibi klâsik konserleri dinledikçe yüzümüz gülüyor, içimiz açılıyor, seviniyoruz. Millî musikimizin henüz ölmediğini yaşadığını görerek ferahlıyoruz.

Badehu oldukça büyük bir ekseriyetin ağzından, ağıza alınmayacak besteler işittikçe hüzün galebe çalı-yor. Hiddetimizden ağlayacağımız geliyor. Bizim kabakçı Arapların ne kabahati vardı diyoruz. Onların “dingala, dingala”ları negro cazının yaygarasından daha aşağı mıydı şüphesini duyuyoruz.

“Terkibi aheri” görmek üzere bir içkili saza gidecek olursak, sözde saz dinlemeye gelenlerin, kendilerini uyumaktan men için olacak, hiç bir şey dinlemeyerek mütemadiyen yediklerini, içtiklerini, söyleştiklerini görerek âdeta nevmit oluyoruz. Hele sözde asri şarkılarla güzelim Türkçemizin feci bir şive ile linç olunduğunu duyar duymaz kendimizi tutamıyor:

Toplanıp ehli hava her biri bir saz

                                                 çalar

Çelebi böyle olur bizde de konser

                                             dediğin

diyerek selâmeti kaçıp kurtulmakta buluyoruz.

Selim Nüzhet Gerçek



Diğerleri


B' DE BÖYLE BAK