ROCKNROLL AHLAKSIZLIK KANSERİNE SEBEP OLUYORMUŞ

Bir yandan fezaya gidecek olan gemileri hazırlayan, bir yandan en korkunç hastalıklara çare bulmak için çırpınan insanoğlu, diğer taraftan korkunç bir manevi buhran içinde sürüklenmektedir. Yirminci Asır büyük fizik âlimleri yetiştirdiği halde, büyük ahlakçı, büyük filozof, büyük devlet adamı yetiştirmekten aciz kalıyor. Makineleşen dünyanın zevklerindeki “aşağılık hâkimiyeti” yeni nesilleri normal insan olmaktan uzaklaştırıyor!

NAKLEDEN: H. FIKRI VEREL

 

Dünyanın en büyük ve en romantik şairlerinden biri olan Goethe “Ölülerin Raksı” isimli meşhur şiirinin başlangıcında, insanı ürperten bir duygu yağmuru altında bakınız nasıl konuşuyor:

“Bir kule bekçisi, gecenin içinden Bakıyor aşağı; uzanan mezarlara; Gölde ay, ışıklara boğmuş her şeyi, Mezarlık, güneşle parlayan manzara.

Bir tümsek oynuyor, ardından biri daha

Bir erkekleri bir kadın fırlıyor dışarı,

Ve sessiz ikisi de, bürünmüş beyazlara.

Uzayıp büzülüyor kemikler sevinçle,

Bil halkada el ele raksa başlamak için.

Bunlar hem fakir ve genç, hem ihtiyar ve zengin

Fakat uzun etekler raksa engel olmada.

Bu ölüm ülkesinde utanç da olmaz elbet

Atılmış elbiseler tümseklerin üstüne,

Silkerek üstlerini başlıyorlar oyuna!”

Evet, onlar ölüm ülkesinin utançtan azade samimiyeti içinde soyunun, yine ölüm hazzının sonsuz sükûnu ile dinlenen ruhların tatmin için raks ediyorlar Goethe'nin şiirinde. Hâlbuki bugün, Amerika'dan dünyanın muhtelif yerlerine yayılan “Rock'n Roll” dansı, insanoğlunun bütün utanç duygularını lâhzada silip, onu bir çeşit “ahlaksızlık kanseri”ne doğru sürüklüyor!

Gerek Amerika'da, gerekse Avrupa'da, gençliği zehirleyen, körpe dimağlara sadece seksüel bir takım hazlar aşılayarak onları normal insan olmaktan uzaklaştıran Rock'n Roll’a karşı, bugün artık savaş açılmış bulunuyor; bulunuyor ama iş işten geçtikten sonra!

Şimdiye kadar yapılan istatistik ve anketlerden de anlaşılacağı veçhile, yirminci asrın en tehlikeli dansı Rock'n Roll’dur! Bu dans yayılalı beri, gençler terbiyelerini biraz daha kaybetmişler, toplumlarına karşı sorumlu olduklarını, gelecek nesillere örnek teşkil edecek hareketleri hazırlamaları gerektiğini, adeta unutmuşlardır: Zira Rock'n Roll yapanlar, her şeyden evvel düşünce kabiliyetlerini kaybetmekte, evvelce aldıkları terbiyenin sınırlarını aşmak cüretini kolaylıkla göstermekledirler!

İlgililer, bu çeşit dansların yapıldığı yerlere giden gençlerin kısa zamanda dejenere olduklarını, çalışma güçlerini, inançlarını kaybettiklerini, gitgide asileştiklerini ve bunların yanında en mahrem şehevi duygularını aleniyete dökmekten de büyük bir haz duyduklarını iddia etmektedirler! Bilindiği gibi Rock'n Roll dansı aslında otuzdört figürden ibarettir ve bu figürlerin hepsi de, kadın erkek cinsi münasebetlerinin kamufle edilmiş şekillerinden başka bir şey değildir.

Bu dans çıktıktan sonra, genç kızlarla genç erkeklerin dostane münasebetleri, mukaddes arkadaşlık yakınlaşmaları unutulmuş; bunların yerine sadece şehvet duyguları kaim olmuştur! Yine Amerikalı bir ahlakçının iddiasına göre, artık gençler karşılarındaki insanlara medeni bir insan gibi değil, anlık sevişmelerden çılgına dönmüş kuduruk birer sırtlan “Ahlaksızlık Kanseri”nin şimdilik “Rock'n Roll” sayesinde yayılan “ahlaksızlık Kanseri”nin şimdilik önünü alabilmek mümkün değildir. Zira nicedir fezaya gidecek gemileri hazırlayan, en korkunç hastalıklara çare bulmak için çırpınan yirminci asrın ilim adamları, yeryüzünü saran manevi buhranı giderecek çalışmalardan mahrumdurlar. Kendilerini ilme veren bu kimseler, yaptıklarının değerini bilmeyen, sadece hoş vakit geçirmek, yalnızca kötü aşk oyunları oynamaktan hoşlanan gençlikten şikâyetçidirler. Evet, asrımızın büyük fizik alimleri yetiştirmiştir ama, cemiyet içinde onları asıl destekleyecek olan fikir adamlarını, psikologları, filozofları, devlet adamlarını, ahlakçıları maalesef yetiştirememiştir! Zira bu konularla ilgilenmek, insan zihninin derinliklerini, insan ruhunun sonsuz boşluklarını araştırmak, müspet ilimden çok daha zordur. Bu zorluğa gençliğin ilgisizliği ve laubaliliğe karşı olan dayanılmaz akışı da eklenince, his ve düşünce dünyamızın nasıl bir çıkmaza düştüğü derhal anlaşılabilir.

“Rock'n Roll” dansının iptidai zevklerini yayanların, gelecek nesilleri alkolik, dejenere, kumarbaz görmek istedikleri ve bu neticeden de bir şeyler umdukları muhakkaktır. Gençliğin bu gidişi, muhteris bir takım politikacılara da pekala yardım edebilir ve hiç beklenilmeyen bir zamanda, dünyamızın idaresi “ahlaksızlık” taraftarı müstebit serserilerin eline geçebilir.

Bundan bir kaç ay evvel Amerika'da yasak edilen “Rock'n Roll” bir vakitler konulan içki yasağı sıralarında olduğu gibi, gizli gizli devam etmekte, hatta daha da çoğalmaktadır. Avrupa terbiyesi ve görgüsü bazı telkinler sayesinde gençliğin bu yola yasaklarla değil, zararlarını izah ve ispatla mani olmaya çalışmakta ve bunda aşağı yukarı muvaffakta olabilmektedir.

Bir Alman dergisinde çıkan çok enteresan makalelerden birinde bu konuya temas edilmekte ve Rock'ın yalnız manevi çöküntülere değil, ayni zamanda maddi çöküntülere de sebep olduğu anladıktan sonra şöyle denilmektedir:

“Bir seans Rock'n Roll yapan bir genç kız, 31 günlük bulaşık yıkayan ev kadınlarından daha çok efor sarf eder! Yine ayni seansa katılan bir erkek ise, 25 gün müddetle Eiffel Kulesine hiç durmadan inip çıkmış kadar yorgun ve hitap düşer! Gençler, her gün yaptıkları beş on seansIık bu garip ve gayrı ahlaki danslarla hem kendilerine, hem de memleketlerine faydalı birer uzuv olmaktan uzaklaşırlar, tembel bir nesil haline gelirler. Yine bu derece hareketli ve cinsi tahrik kudreti olan bir dansın sonunda, dünyaya gelen çocukların başka dünyalardan gelecek olan ucubelere benzemeleri de pek muhtemeldir! Nitekim Rock'n Roll kralı ve kraliçesi seçildikten sonra evlenen bir çiftin dünyaya gelen ikinci çocukları da bir garabet müzesi halindedir!

(HAFTA Mecmuası 1959)



Diğerleri


B' DE BÖYLE BAK